20 Ağustos 2017
Dünyada 18 milyon kişi, sırf kız olduğu için okula gidemiyor
Heja Bozyel
17 Mart 2017
Haftanın filmi ‘Güzel ve Çirkin’in başrol oyuncuları Emma Watson (Güzel) ve Dan Stevens’la (Çirkin) Londra’da buluşup film, hayat ve dünyanın gidişatı üzerine konuştuk. Söyleşi sırasında ‘Harry Potter’ın Hermoine’i olarak da tanınan Watson’ın fikirlerinin de ‘güzel’ olduğunu bir kez daha fark ettik.

Masal uyarlaması olan bir filmin, özellikle de bir Disney yapımının oyuncuları ya da yönetmenleri ile konuşurken aşktan, efektlerden, masalsı şeylerden bahsedersin değil mi? Ama belli ki günümüz şartlarında bu pek mümkün değil. Çünkü ayaküstü sohbet ettiğim oyunculardan yönetmene, uzun uzun konuşma fırsatı bulduğum başrol oyuncularına kadar herkesle konu bir şekilde dönüp dolaşıp politikaya, politikacılara geldi.

Mesela Gaston rolünü canlandıran pek yakışıklı Luke Ewans, karakterinden bahsederken şöyle dedi: “Sanırım her kültürde Gaston gibi insanlar var. Kaba, narsist, egoist, kadınlara saygı duymayan, istediği her şeyi yapabileceğini düşünen ve ‘Hayır’ı cevap olarak kabul etmeyen, kendini herkesten üstün gören insanlar. Kabalık gerçekten çok tehlikeli bir özellik. Böyle insanlar toplulukları manipüle eder, gerçek çirkinin ne olduğunu bilmeyen insanların korkularını kullanır. Kendi çapında akıllıdır bu insanlar. Yani politik konulardan bahsetmek istemiyorum ama Gaston’ın bugünün havasını çok iyi temsil ettiğini düşünüyorum ki bu film iki yıl önce çekilmişti.”

Aynı şekilde yönetmen Bill Condon ile konuşurken de söz dolaşıp aynı yere geldi ama onun yaklaşımı farklıydı: “Bu masal yaklaşık üç asırdır anlatılıyor. Öyle zengin ki her seferinde başka açısını görmek mümkün. Günümüzü de görebilirsiniz ama eğer içinde bulunduğumuz durumların bir çözümü olsaydı, bunun masaldaki gibi konuşan çay bardakları sayesinde gerçekleşmesi güzel olmaz mıydı?”

Emma Thompson’ın çaydanlığı, Ewan McGregor’ın şamdanı, Ian McKellen’ın saati canlandırdığı filmin galasında hepsi tek tek sahneye çıkıp kısa bir konuşma yaptı ve diğer oyuncuyu sahneye davet etti. Sahneye son davet edilen kişi Emma Watson’dı. En çok alkışı alan ise Emma Thompson ve Ian McKellen oldu tabii ki. Watson şaşırtıcı derecede heyecanlıydı, sesi titriyordu. Üstündeki muhteşem elbiseyle prenses gibiydi ama heyecanı onu yine Hermione’ye çevirmişti.

Doğrusu, Londra’da Claridge’s Otel’in 125 numaralı odasına girdiği zaman bir an için “Ah Hermione’cim, nasıl da büyüdün, maşallah, tü tü tü” diyecek bir teyze içimde köpürdü ama onun hemen arkasından odaya giren Dan Stevens’ın medar-ı iftiharı mavi gözleriyle karşılaşıp uzattığı elini sıkınca, yine “Edebimle hanım hanımcık” oturdum ve sohbete başladık.

Emma, dün akşamki elbisenle çok güzel görünüyordun. Ayrıca bu filmin turnesinde giydiğin kıyafetleri gösteren özel bir Instagram hesabı açtın. Modaya ilgi duymaya mı başladın?

Emma Watson: Akşamki elbisem çok güzeldi ama inan hiç rahat değildi! Instagram hesabımı açma sebebim modaya yönelmiş olmam değil. Az bilinen çevreci, doğaya ve dünyaya özen gösteren markaları tanıtmak. Çünkü hepimiz güzel görünmek istiyoruz ama bunu dünyaya daha saygılı bir şekilde de yapabiliriz.

‘HERMIONE BANA YETERDİ’

Canlandırdığın Belle rolünün gerçek hayattaki feminist ve aktivist duruşunla örtüştüğü noktalar var mı?

E. Watson: Aslında birçok noktada örtüştüklerini düşünüyorum. Belle edebiyatı seviyor, kendini eğitmeyi ve güçlendirmeyi önemsiyor ve yaşadığı küçük köyde, insanların ne dedikleriyle ilgilenmeyerek akıntının tersine yüzebiliyor. Herkes onun yakışıklı Prens Gaston ile evlenmesini beklerken onun neden evlenmek istemediğini anlamıyorlar. Masalın bizim versiyonumuzdaki halinde aslında Belle de kendi küçük alanında bir aktivist. Küçük kızlara okumayı öğretiyor, diğerleri karşı çıktığı halde.

Film neşeli bir romantik komedi olmasına karşın özgürlükten ve korkudan bahsediyor...

E. Watson: Kesinlikle haklısın. Bu filmle ilgili en sevdiğim şey de bu. Belle başkalarının düşüncelerinin dalgasına kapılmıyor. Kendi fikirlerine sahip çıkıyor.

İzleyiciler seni artık Belle olarak mı hatırlayacak, yoksa onlar için hâlâ Hermione misin?

E. Watson: Aslında hiç Harry Potter izlememiş yepyeni bir nesil beni bu filmle tanıyacak. Bazı izleyiciler beni ‘The Perks of Being a Wallflower’ filmindeki Sam olarak hatırlıyor. Sanırım kişiden kişiye değişiyor bu.

Dan, senin de küçük bir kızın var, o Emma’yı hangi karakteri ile biliyor?

Dan Stevens: Benim kızım da Harry Potter neslinden sonra gelenlerden. O da ilk kez Belle olarak tanıdı Emma’yı. Hatta Emma bize yemeğe geldiğinde Belle geldiği için çok heyecanlanmıştı. Ama bence başka bir seçenek daha var... “Birleşmiş Milletler konuşmasını yapan o kız” olarak da hatırlayabilirler.

E. Watson: İşte o benim en sevdiğim. Küçük bir kızın annesi anlattı, kız insanlar ona “Büyüyünce ne olacaksın” diye sorduklarında “Birleşmiş Milletler elçisi olacağım” demeye karar vermiş. Şahane bence bu. Bana kalsa kariyer anlamında Hermione ile de gayet tatmin olurdum. Çünkü oradan öteye geçmek zor, Hermione çok güçlü. Ama insanlar gelip bana genç kadınlarla ilgili çalışmalarımı sorduklarında ya da Belle’den bahsettiklerinde kendimi çok şanslı hissediyorum.

D. Stevens: BM konuşmasını yaptığın zaman sana hayran olmuştum. Bir insanın yapabileceği en iyi konuşmalardan biriydi.

O zaman bu filmde Emma’yla olmak senin için çok özel olmalı.

D. Stevens: Kesinlikle. Çekimler başladığında çok heyecanlıydım.

‘ÇOCUK GELİNLER BU FİLMİ İZLEYEMEYECEK’

Peki genç kızların bu filmden ne öğrenebileceklerini düşünüyorsunuz?

E. Watson: Çok fazla şey var. “Sen güçlüsün, çevrendeki herkes senden farklı düşünse de senden beklentileri olsa da sen bu beklentileri karşılamak zorunda değilsin” mesajı en önemlisi sanırım. Bu senin kaderin. Kendine karşı dürüst ol, meraklı ol ve kendini mümkün olduğunca çok güçlendir.

Çok güzel mesajlar bunlar ama ya bu filmi izleyecek kadar şanslı olmayan çocuk gelinler, çocuk işçiler ne olacak?

E. Watson: Dünyada 18 milyon kişi sırf kız oldukları için okula gidemiyor. Türkiye’deki çocuk gelinler bu filmi izleyemiyordur mesela. Bütün bu çocuklar için sonuna kadar çabalamamız, onlara ulaşmamız gerekli.

Yani Türkiye’deki bu meseleden haberdarsın?

E. Watson: Tabii ki. Tüm dünyada, özellikle Doğu toplumlarında çocuk evlilikleri çok önemli bir sorun. İnsanlar BM çalışmalarını yaparken Hollywood’da film yapmamın aptallık olduğunu söylüyorlar. Ama buna katılmıyorum. Bir yasanın geçmesini sağlamak ya da daha iyi olmasını sağlamak çok önemli ama daha zor olan insanların kültürel, geleneksel bakış açılarını değiştirmek. İnsanlara bunu yapabilme hayal gücünü vermek en zoru.

D. Stevens: Bu yüzden de bazen masal dünyasına ihtiyaç var. Çünkü filmler BM konuşmalarından daha fazla insana ulaşabiliyor ki filmde de aynı temalar var, sadece farklı şekilde sunuluyor.

E. Watson: Kesinlikle. O yüzden bu ikisinin birbirini desteklediğini
düşünüyorum.

<iframe src='http://www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=40397555&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allowfullscreen></iframe>