20 Ekim 2017
‘Yeterince iyi’ bir şey, tamamdır
19 Mart 2017
 Çoğu zaman bir şeye başlayamamamın, başlasam da sonunu getiremememin sebebi, mükemmel olsun isteyişim. Muhteşemlikler peşinde oluşum. Kusursuzluk arayışım.

Da, ben o imkansız şeylerin peşinden koşarken geçiyor zaman, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
Bir de geçenlerde, müzisyen Beck çok güzel bir şey demiş. “Bazen bir şarkı yazmak isterim, o sırada ben onu yazmazsam, bir bakarım başkası yazmış.” Neden? Çünkü yazılmayı bekleyen şarkılara kulak kabartıyoruz aslında biz.
Aranızda şarkı yazan varsa bilirsiniz, kulağınızı açıp dinlersiniz, gerçekten dinlerseniz, duyarsınız.
Duyduğunuzu söylemeye başlarsanız, sonra gerisi gelir.
Ha, her zaman duyulur mu duyulmaz. Her deneyişte yakalanır mı o kelebek, yakalanmaz. Yine de havada gezinen bu perilerin söyleyeceği vardır ve eğer sen o gün kulağını açmadıysan, başka kulaktan girer, başka dudaklardan dökülüverirler. Şarkılar diyarının masalı böyledir.
Baktım ki, kusursuzu yapmak için sonsuz erteleyişler içindeyim. Dedim ki kendi kendime, boş mu versen acaba kusursuzu? Kusurluyla mı barışsan biraz? Kim kusursuz ki? Ne mükemmel ki? Hangisi muhteşem ki?
Hep parıldayan şeylerde bir miktar çamur var. O çamur sayesinde bize parlaklığını gösterebiliyor. İnsanız en nihayetinde. Nasıl delik deşikse hayat, bizde de yaptıklarımızda da olacak biraz sökükler. Saklamayalım. Ardına saklanıp, ertelemeyelim.
O muhteşem gün geldiğinde raftan indireceğim şeyleri aldım elime. Füf, füf üfledim. Üzerindeki tozu attım.
Dedim; “Gel bakayım buraya, neden raflardasın sen?”
Dedi; “İşte şu sebepten beni geleceğe pasladılar. Her şey daha iyi olunca gün yüzüne çıkacakmışım.”
Dedim; “Olur mu canım öyle şey? Ne farkı olacak yarının bugünden, aynı şeyleri yapıp durursak?”
“Git yıka yüzünü gel” dedim. Yıkadı geldi, akça pakça oldu. Yüzü gözü ortaya çıktı. Ne güzel şeymiş. Niye uzun zamanlar giymiş üzerine anlamadım. Niye kaybetsin gençliğini, tazeliğini?
Çıksın tabii, alsın boyunun ölçüsünü. Sonra gelsin, anlatsın, gerekirse oturur beraber ağlarız. Atıl kalmaktan, beklemekten, paslanmaktan kötü olabilir mi? Olamaz.
Sonra fark ettim ki, iyi de güzel. İyi de yeter. Yeterince iyi, muhteşemle eşdeğer. Neden biliyor musunuz, çünkü asıl muhteşem olan, bir şeyleri gün ışığına çıkarmak. Paylaşmak. Göstermek. Herkeslere çarptığında, aksini duymak.
Asıl muhteşemlik, ellerini bırakmakta. Dişlerini sıkmamakta, çeneni gevşetmekte. Rahat olmakta. Daha iyisini de yaparım inancında.
Saklamamakta. Sakınmamakta. Saklanmamakta.
“Yeterince iyi bana tamamdır” dedim içimden. Varsın mükemmel olmayışı da onun nazar boncuğu olsun. Vakitler geçerken, cimri davranırsak, sonra duyulmaz olur şarkıları perilerin.
Artık beni böyle bilin, yeterince iyi buldukça paylaşacağım sizinle. Şarkıları da, kitapları da, her şeyi de.
Bir arkadaşım, “Akan su iç” demişti. Akan su, canlı suymuş. Şişeye konan suda çok faydalar kaybolurmuş. İşte bu işler de böyle. Akarken içeceksin. Şişelemeyeceksin hiçbir şeyi.
Yeterince iyi olana sevgilerimle ve saygılarımla.