18 Ağustos 2017
Mahalle dizileri için son çağrı
Ç. Begüm Soydemir / bsoydemir@hurriyet.com.tr (Fotoğraf: Cem Eskier)
11 Ağustos 2017
Orman yolunu andıran sokaklar da burada, kentsel dönüşüm manzaraları da... Saatlerce otomobil geçmeyen yollara rahatça oyuncak bırakan çocuklar da, çıtır çıtır semt pazarı da... Kapı önlerine asılı saman süpürge-faraş ikilisi de, duvara atılıp patpatlanan kilim de... Mahallede geçen yeni televizyon dizinize el değmemiş set mi arıyorsunuz? Ümraniye, Adem Yavuz’dan derdinize derman oluyoruz.

İstanbul kalubeladan beri büyük şehir. Her semtinin hatta sokağının ayrı hikâyesi var. Fakat işte çoğu zaman insan, hayatın akış hızına yetişemiyor, bu hikâyelerin en albenili olanlarına takılıp kalıyor; hiç farkına varmadan bir fasit daire içinde dönüp duruyor. Benim bu duruma ayılmam, rutinin dışına çıkmak zorunda kaldığım işsiz bir dönemimde, gene çok bildik bir güzergâha yol almak üzere otobüs beklerken oldu. Bir merkez İETT durağında kendi hattımın yolunu gözlerken, kısacık sürede önümden onlarca, adını bile duymadığım semtlere giden otobüs geçti. Orası neresi, nesi meşhur, yolu/çarşısı/evleri/parkları nasıl, daha da önemlisi ben kör değneğini beller gibi yaşarken neler kaçırıyorum diye düşünürken buldum kendimi. Fırsat tam manasıyla ayağıma gelmişti. Sadece ilk otobüse atlayıp son durakta inerek yığınla semti tanıyabilirdim. Dergilerin, gazetelerin döne döne anlattığı muhitlerde yeni bir kafe açılınca attığı ‘keşif’ başlıklarına inat, gerçek bir keşif olacaktı bu. Oldu da... Bir süredir İstanbulKart’la sadece 2.60 TL’ye şehir içinde dünya değiştiriyorum. Kent giderek genişliyor, kısa ama tatlı yol hikâyeleribizi bekliyor, macera durak durak akıp gidiyor.
Katılmak istemez misiniz?


 

İlk durağım Kadıköy, ilk gelen otobüs 14B. Tabelada ‘Kadıköy-Adem Yavuz Mahallesi’ yazıyor. Gidişte 56, Adem Yavuz’dan dönüşte ise 53 durağı olan, uzun bir hat bu. Tek yön sefer süresi yaklaşık 75 dakika ve tek bilet ücreti kesiliyor.

Otobüs Ziverbey-Gözcübaba-Üsküdar Mobilyacılar Çarşısı-Bulgurlu-Ümraniye Çarşı-Atakent-Çakmak-Tepeüstü-Ihlamurkuyu-Taşköprü güzergâhını kullanarak ilerliyor. Bazen geniş bir caddeden, bazen daracık sokaklardan geçiyoruz. Gözcübaba itibarıyla küçük bir mahalle kadar geniş alana yayılan, hatta bir durağa ismini veren siteler (Esin Sitesi), kısa süre önce açılan Emaar Square gibi lüks alışveriş merkezi (450 mağazalı bir dev) ve residence projeleri, Devlet Su İşleri gibi önemli bürokrasi yapılarıyla karşılaşıyorum.

Ümraniye Çarşı cıvıl cıvıl. Yola ‘son durak’ iddiasıyla çıktığımdan inemiyorum (ama dönüşte kendimi tutamadım). Sağlı sollu dükkânlar arasında yok yok! İçlerinde en gıdıklayan tabela ‘Ahm-et Steak House’ oluyor. A be Nusr-et, n’aptın bize!

DÖNÜŞTE YEMEK ÜZERE...

Tepeüstü de bir başka çağıran yer. Burada inersem iki dakika içinde lezzet şahikası MÇC Lider Pide’deyim. Gözümün önünden dumanı tüten kavurmalı-kaşarlı geçiyor. Kendimi zor tutsam da projeme
bağlıyım, bir-iki yutkunup atlatıyorum!

Yoldaki tuzaklar da bitmiyor! Ihlamurkuyu’da meşhur Trabzon Park var mesela. Lider Pide’nin de bir şube açtığı bu orman içi mesire yeri, asıl meşhur balıkçı Fevzi Hoca ile biliniyor. Uzun süre öğretmenlik yaptığı için ‘hoca’ diye anılan Fevzi Çimşit’in, ilk yeri Trabzon’dan sonra açtığı Ankara’daki lokantasını, pek çok siyasetçinin favori adresi olması nedeniyle bir dönem çok duymuştuk. Recep Tayyip Erdoğan’ın balıkçısı diye de biliniyor. Fevzi Hoca, balığına limon sıkılınca küsmesiyle de meşhur!

Çoğu İstanbullu için ‘Şehit Adem Yavuz vapuru’ bir markadır. 40 yıl hizmet verdikten sonra emekliye ayrılıp Türkiye’nin ilk yüzen mağazası olan vapur. Peki Adem Yavuz kim? 1943 doğumlu bir gazeteci. 1974’te ANKA muhabiriyken Barış Harekâtı nedeniyle gittiği Kıbrıs’ta, kılavuz şoförleri yanlış yola girince önlerini kesen EOKA militanları tarafından makineli tüfeklerle taranıp yaralanmış. 26 Ağustos 1974’te Adana Tıp Fakültesi Hastanesi’nde vefat etmiş. Adı  pek çok okul, kurum, mahalle ve caddeye verilmiş. Ne genç, ne hazin bir ölüm...


İnene kadar araştırmaya devam... Mahallenin sitesindeki tarihçe bilgisi şöyle diyor: “Adem Yavuz Mahallesi’nin ilk temelleri 1977 yılında Mehmet Uzun ve altı arkadaşı (Enis Efe, Hasan Çoruh, İbrahim Ünlü, İsmail Rendeci, Muzaffer Özdemir, Necdet Akkuş) tarafından atılmıştır. Uzun yıllar Aşağı Dudullu Mahallesi’nin bir semti olan Adem Yavuz, 2009 yerel seçimlerinde mahalle olmuştur.” Yedi kişi bir araya gelip nasıl mahalle kurar, daha doğrusu mahalleler nasıl kurulur ki diye düşünüyorum ama henüz cevabını bulabilmiş değilim. Neyse... Nüfusu 2016 TÜİK verilerine göre 17 bin 445’miş. 10 cadde ve 97 sokağı, dört çocuk parkı varmış. Bir de perşembeleri Menekşe Caddesi’nde semt pazarı kuruluyormuş. İşte bu inanılmaz! Çünkü o gün perşembe ve bir semti iyi tanımak için pazardan âlâ yer olamaz.


Nihayet son durağa geldik. İner inmez, sağda kalan Ballıca Sokağı’na girip yürümeye başlıyorum. Mavi demir kapılı, bahçeli evi geçince karşıma çıkan pasta gibi, pespembe iki katlı ev umut veriyor. Sağa kıvrılınca Mimar Sinan Caddesi’ndeyim. Ama buraya neden ‘cadde’ dendiği konusunda hiç fikrim yok. Sağlı sollu, bahçeli, kimi bakımlı, kimi derbeder müstakil evlerin olduğu bir sokak burası. Dümdüz devam edince ağaçlar, çalılar artıp evler seyrekleşiyor; bir orman yolunda gibiyim. Sokağın sonuna doğru apartmanlar başlıyor ve bir noktada yolun taşla kapatıldığını görüyorum. Evet, tabii ki ‘bilmem ne inşaat proje alanı’ yazıyor dev tabelada. Bu afiş ve tabelalardan çok göreceğim. Burada kentsel dönüşüm hızlı ilerliyor, belli. Küçük bir arşiv taraması, mahalledeki 2/B hak sahiplerinin mücadelesini ve bu amaçla kurulan platformlarla ilgili haberleri karşıma getiriyor zaten.

EN SAKİN SEMT PAZARI

Aklım pazarda... Menekşe Caddesi’ne ilerliyorum. Sokak boyu dümdüz ilerleyen, dallanıp budaklanmayan, sessiz sakin bir pazar bu. Daha girişte bir fideci tezgâhı görüyorum. Tüm pazarda irili ufaklı beş adet daha göreceğim bunlardan. Semtin bahçeli evleri arzı da, talebi de belirlemiş işte. 5 TL’ye iki küçük kök acı biber, bir de demet kök halinde arnavutbiberi fidesi alıyorum. Döner dönmez balkon saksılarıma dikeceğim. Kadıköy’deki markette cılız ve solgun bir demet dereotu 2.25 TL olduğundan yaralıyım; 1 TL’yi duyunca iyice sinir oluyorum! Küçük tatil yeri pazarlarının sabah erken vakit hali gibi bir tat bırakıyor burası bende; itiş kakış, bağrış çağrış yok; aşırı sakin. Pazarcıların yaratıcı laflarla bezeli fiyat tabelaları da her zaman çok çekici gelir bana ama onlardan da göremiyorum; esprisiz, düz yazılar var; kabak, patlıcan, domates...

BOYASI, ŞEKERİ BOL DONDURMA

Pazardan çıkıp ara sokaklardan geçerek Karadeniz Caddesi’ne ulaşıyorum. Küçücük bir dükkânla göz göze geliyoruz: Derman Dondurma. Pazar torbaları ve sıcak havayla yorulmuşken bir dondurmacıyla karşılaşmak, dünyanın en tatlı şeyi olabilir. Temiz, minik dükkâna giriyorum. Önümde annesiyle küçük bir kız çocuğu var. Siparişi ilginç; “Bir mavi, bir beyaz” diyor. Ben ‘tat yerine renk söylemesi ne tuhaf’ diye düşünürken, o da fikir değiştiriyor: “Bir pembe, bir mor.”

Tezgâhın arkasında Mehmet Dermanlı var. Aslen Niğdeli. Pek çok dondurma ustasının Niğdeli olduğunu anlatıyor. Dondurma sezonluk iş olduğundan yılın altı ayı memleketinde yaptığı işi keresteciliğe dönüyormuş, altı ay da buradaki dükkânının başında.

O sırada başka bir anne-kız giriyor içeri. “Geç kaldınız” diyor Mehmet Bey. Kadın “Olur mu, sabah geldik, kapalıydı” diye cevap veriyor. Sıra bende. Karamelli ve böğürtlenli istiyorum ve küçük kızın neden renklerle konuştuğunu hemen anlıyorum. Çocuklara uygun bir dondurma bu; boyası da, şekeri de bol. Benim böğürtlenlimin rengi basbayağı eflatun. Çoktandır katkısız, doğal falan kovaladığımızdan ne zamandır böylesini yememiştim, çoook eskilere ışınlanıyorum. Sadece 1 TL’ye serinlememin de payı var bunda tabii.

Bir şeyler yemek için Taşköprü tarafına ilerliyorum. Sıra sıra tavuk dönerci ve tatlıcı var. Gaziantepli Tatlıbak’ın fabrika satış yeri de burada. Tavuk etine mesafeliyim ne zamandır, o yüzden Irmak Et Döner ve Kebap’a oturuyorum. Üç-beş çeşit günlük sulu yemek de çıkaran küçük bir lokanta. Esnaf buraya sık geliyor belli ki. Müşterilerden biri racona hâkim bir tonda “Köze biber de at” diyor hemen. Ne güzel... Ben porsiyon et döner istiyorum, “Pilav da koyuyorum altına, pilavım güzel” denince itiraz etmiyorum. Döner 18 TL, pilav ikram.

Dönüş zamanı. Mahalleyi tanıdım ya, son durağa yürümüyorum artık. Taşköprü durağından bindiğim otobüsten Tepeüstü’nde inip MÇC Lider Pide’nin yolunu tutuyorum. Her zamanki gibi enfes! Yemek sonrası Ümraniye Çarşı’da turlarken aklımda biberlerimi ekip cansuyunu vermek var. Dönüş otobüsüne güneş dolunca kafamı cama dayayıp uykuya dalıyorum. Gezip gördüğümle, yiyip içtiğimle, tatlı yorgunluğuyla dört dörtlük bir gün bu. Ha bir de, o pazara bayıldım, artık her perşembe 14B’deyim!