23 Kasım 2017
Dilimizin gücünün farkına varamadık
Kazım DOĞAN / FRANKFURT
14 Kasım 2017
Almanya’nın Hessen Eyaleti’nde ‘Türkçe, ikinci ve üçüncü yabancı dil olarak okutulsun’ kampanyasını başlatanlardan Almanya Türk Toplumu (TGD) Eş Genel Başkanı Atila Karabörklü ile Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu (ATÖF) Genel Başkanı Yücel Tuna, kampanyanın önemini anlattı. Atila Karabörklü, Almanya’nın göç ülkesi olması, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler, Türkçe’nin Alman okullarında okutulmasını zorunlu hale getirdiğini söyledi. Yücel Tuna ise “Globalleşen bir dünyada çok dilliliğin artı bir değer haline gelmesi ile doğru öğrenilecek Türkçe, alt yapısıyla çocuklarımıza yeni ufuklar açacaktır” dedi.

O DİLLERDEN BİRİ DE TÜRKÇE
TGD Eş Genel Başkanı Atila Karabörklü, Almanya nüfusunun yüzde 20’sinin, yani 18 milyon insanın göçmen kökenli olmasından dolayı, ortak yaşama, ekonomiye ve sosyal hayata katkı sağlayan dil eğitiminin çok önemli olduğunu söyledi. Almanya’nın dünyanın en güçlü sanayi ülkelerinin başında geldiğini belirten Karabörklü, “Bu başarısının altında her alanda iyi eğitilmiş insan oluşturmaktadır. Dil eğitimi bu anlamda Almanya’da ortak yaşama verdiği katkıların yanı sıra, ekonomik ve sosyal boyutlara sağladığı büyük katma değer açısından çok önemli. İngilizce, Fransızca, İspanyolca veya İtalyanca gibi klasik yabancı dil eğitiminde artık Çince ve Japonca gibi diller de girdi. Uluslararası ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler, bu yeni dilleri Alman okullarında bir gereklilik haline getirmiştir. Türkçe de bu dillerden biri” dedi.
Ailelerin bu kampanyaya sahip çıkmasının çok önemli olduğunu belirten Karabörklü, “Çocuklarımızın Almanca ve Türkçeyi daha sağlıklı öğrenmeleri okul başarılarını artıracak, iyi bir meslek yapmalarına katkı sağlayacaktır. ‘Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan’ sözünden yola çıkarsak çocuklarımıza mesleki olduğu kadar kimlik gelişmelerine de önemli olumlu katkı sağlayacaktır. Sağlıklı bir kimlik, sağlıklı bir dil, başarılı okul eğitimi, iyi bir meslek hayatta başarılı ve mutlu olmamızın anahtarıdır” diye konuştu.

Türkçe dil eğitimi çağın gerisinde kaldı

TÜRKÇE NEDEN ÖNEMLİ?
“Türkçe’nin Alman okullarında not sistemine dayalı bir yabancı dil dersi olarak verilmesi niçin önemlidir?” diye soran Atila Karabörklü, bu soruya şu yanıtı verdi:
“Böyle bir soruya verilecek yanıt çok açıktır. Birincisi Almanya’da yaşayan üç milyonu aşmış Türkçe konuşan nüfusa, kendilerinin Almanya’daki toplumun eşit bir parçası olduklarına dair çok güçlü bir mesaj verilmiş olacak. Buna Türk toplumunun büyük ihtiyacı olduğu kadar çoğunluk toplumunun da büyük ihtiyacı var. Özellikle son dönemlerde Türkler ve Türkiye üzerine yapılan tartışmalar toplumsal alanda kırılgan yeni fay hatları oluşturmuş, var olan bu fay hatlarını derinleştirmiştir. Bunları hep beraberce aşmamız gerekir. Bu anlamda herkesin sorumluluğu Almanya’daki iç barışı güçlendirmek olmalı. Türkçe’nin okullarda yabancı dil olarak okutulması bu yönde atılacak çok önemli bir adım olacaktır.”


İÇ PAZAR İÇİN DE ÖNEMLİ
Almanya’daki ekonomik iç pazar ve sosyal hizmet alanlarında Türkçe’nin önemli olduğunu vurgulayan Karabörklü, ana okullarından başlayarak, sağlık hizmetleri yani hastaneler, doktorluk mesleği, yaşlı bakımı gibi alanlarda Türkçe’nin vazgeçilmez bir dil haline getirdiğini söyledi. Bu alanlarda hizmet alanların sayısının son derece fazla olduğunu ve bu sayının gittikçe arttığına dikkati çeken Atila Karabörklü, “Örneğin yaşlı ve hasta bakımı gibi alanlarda hizmet alan insanlara hizmet vermek, bu insanların konuştukları dilleri bilmeden nerdeyse mümkün değildir. Bu alanlarda hizmet üretenlerin mutlaka bu dilleri dikkate alması ekonomik olduğu kadar insani ve yasal bir zorunluluktur. Almanya’da önümüzdeki 15-20 yıllık dönemde sadece yaşlılık dolayısı ile bakıma ihtiyaç duyacak Türkçe konuşan insan sayısı 500 binin üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Sağlık ve yaşlı bakımı gibi alanlarda dil olmadan hizmet üretmeniz nerdeyse mümkün değildir” diye konuştu.
Türkçe’nin ekonomide çok önemli yer tuttuğunu belirten Karabörklü, “Bugün ve orta vadede Türkçe müşteri ilişkilerinde Almanca ve İngilzce’den sonra en çok kullanılan dildir. Çok dinamik bir profile sahiptir Türkçe konuşan tüketiciler. Hizmet sektöründen tutun, otomotiv, tekstil, enerji, iletişim veya emlak gibi alanlarda çok önemli bir amaç kitle haline geldiler” dedi.

BARIŞA KATKI SAĞLAYACAK
Türkçe’nin Alman okul sistemine entegre edilmesi Türkiye kökenli çocukların daha iyi ve güzel Almanca öğrenmelerine de büyük katkı sağlayacağını savunan Karabörklü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkçe’nin Alman okul sistemine girmesi yukarıdaki ekonomik etkenler kadar sosyal ve politik çerçevede de önemli olduğunu düşünüyorum. Gelinen noktada ne yazık ki birçok çocuğumuz her iki dilde sağlıklı bir şekilde konuşamamaktadır. Yarım Almanca ve yarım Türkçe konuşma diline sahiptirler ve yazılı dilde büyük sorunlar yaşamaktalar. Bu dil sorunu gelecekteki mesleki yaşamlarını son derece olumsuz etkileyecektir. Yazılı ve sözlü olarak çok iyi Almanca bilgisi olmadan, okulda başarılı olma ve iyi bir meslek yapma şansına sahip değilsiniz. İyi Almanca öğrenilmesi için iyi Türkçe önemli destek olabilir. Diğer taraftan Türkçe’nin sistem içinde yer alması çocuklar için sağlıklı kimlik gelişimine de büyük katkı sağlayacak, çocukların iki kimlik arasında ezilmesinin önüne geçecektir. Tam tersi iki kimliği sağlıklı bir şekilde harmanlamasına zemin hazırlayacaktır. Bu sağlıklı kimlik sürecine çocuklarımızın büyük ihtiyacı var. Türkçe’nin Alman okul sistemine entegre edilmesinin başka önemli bir etkisi ise tüm öğrencilere yani Alman öğrencilere de açık olmasıdır. Böylece kültürler arası etkileşime, anlayışa, kaynaşmaya ve sonuçta barışa büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum.”



EN FAZLA KONUŞULAN İKİNCİ DİL
ATÖF Genel Başkanı Yücel Tuna, iletişim ve ulaşım imkanlarının kolaylaşmasının ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşmasına yol açtığını, bunun da dil öğrenmeyi zorunluluk haline getirdiğini söyledi. Bunun Türkçe’ye yansımasına değinen Tuna, şöyle dedi:
“Öğrenilecek diller arasında zaman zaman bazı dillerin öne çıktığı bilinmekte. Bunda bilim, kültür ve ait olduğu ülkelerin siyasi, ekonomik gücü en önemli etkendir. Türkçe, bugüne kadar bir bilim dili olarak öğrenilme ihtiyacı duyulmamış bile olsa, siyasi, sosyal ve toplumsal değişmeler sonucu yabancı dil olarak öğretilmesi, öğrenilmesi için fırsatlar ortaya çıkmıştır. Hele bu, Almanya gerçeğinde Almanca’dan sonra en fazla konuşulan ikinci dil olma özelliğini aldıktan sonra neredeyse zorunluluk olmuştur.”

ANADİL OLMAKTAN UZAKLAŞIYOR
“Çok kültürlülüğün yolu, yabancı kültürü en iyi yansıtan ve taşıyan bir yabancı dili öğrenmekten geçer. Bu nedenle yabancı dil, kültürlerarası iletişim için önemli bir enstrümandır. 60 yıllık bir sürçten sonra yerleşik konuma gelmiş insanımızın çocuklarının anadili Türkçe olmaktan yavaş yavaş uzaklaşmakta. Bugüne kadar anadil formatında verilen bu dersler artık eskiden olduğu gibi ilgi görmemekte, sınıf geçmeye de etki etmediğinden süreç içinde katılım gittikçe azalmakta.”

SOSYAL BARIŞA DA KATKI
“Türkçe’nin yabancı dil olarak Alman okul programına alınması onu, prestijli diller konumuna getirecek, sınıf geçmeye de etki edeceğinden katılımı artıracaktır. Yabancı dil olarak, anadili Türkçe olmayan diğer ülke çocuklarının katılımına da olanak vereceğinden sosyal barışa da katkı sağlayacaktır. Dünyada halen 3 bin dil konuşulmakta. Türkçe ilk altı dil içinde yer alıp, konuşma dili olarak Çince ve İngilizceden sonra gelen dillerle yarışmaktadır. Bugün Türkçe’nin farklı lehçelerini konuşan 150 milyondan fazla insan olduğu bilinmekte.”

GÜCÜNÜN FARKINA VARAMADIK
“Toplumsal bütün sorumluluklarımızı yerine getirirken, çeşitli nedenlerle dilimiz Türkçenin gücünün farkına varamadık. Bu toplumda yaşayan eşit bireyler olarak, dilimizin okullarda 2’nci, 3’ncü yabancı dil olarak öğretilmesi talebinde geç kalmış olabiliriz. İşte tam da bu nedenle başlatılan imza kampanyasına canla başla destek vermeliyiz. Pek çok sivil toplum örgütü, siyasi parti ve kişilerin öncülük ederek verdiği desteğe toplumumuzun duyarsız kalmayacağına inanıyoruz. Yeterli desteğin gösterilmemesi durumunda dilimizin, bağlı olarak kültürümüzün varlığından söz etmek güçleşecektir.”